Şair ve yazar İbrahim Tenekeci yönetiminde yayın hayatına devam eden Muhit, yürüyüşüne kaldığı yerden devam ediyor. Eylül ayında merhum öykücü, yazar Rasim Özdenören’i dosya konusu yapan dergi, Ekim sayısında mutasavvıf, âlim ve gönül insanı Ömer Tuğrul İnançer’i sayfalarına konuk ediyor.
Table Of Content
Daima Şiir
Usta çizer Hasan Aycın’ın bir çizgisiyle açılan dergi, her kuşaktan pek çok kıymetli ismin şiirlerine yer veriyor. Emel Özkan’ın “Deliliğe Vurmak” isimli şiirini Arif Ay’ın “Mâhûr Şarkılar/26”, Dilara Ayşe Akdeniz’in “Kanayan Kalp Kumrusu”, Harun Yakarer’in “Söz Verdiğim Gibi” isimli şiiri takip ediyor. Suavi Kemal Yazgıç, Yunus Karadağ, Mehmet Tepe, Mahmut Gürkan, Âdem Yazıcı, Süleyman Unutmaz, Ervanur Erdoğan, Nurettin Durman, Mehmet Fatih Öz, Emre Demir, Mustafa Muharrem, Nurullah Genç, Tuba Kaplan, Fatih Korkmaz, Mert Mevlüt Gökçe ve Yasin Mortaş bu sayının diğer şairleri..
Mutasavvıf, musikişinas, âlim ve gönül insanı Ömer Tuğrul İnançer’i sayfalarına taşıyan dergide birçok özel ismin yazıları yer alıyor. Saadettin Acar, “Bilge Bir Sufi”yi yazarken Nurullah Genç, “Söğüt Gölgesinde Bir Beyler Beyi”ni anlatıyor.
“Simurg’a” şiiriyle İlyas Koç bu sayının arka kapağını süsleyen isim oluyor: “Bir güzüne ettik ki tesâdüf dem-i devr-i cihânın / Bülbül hâmûş gül solgun Sâhib-i Zaman gitti gideli.”
Ömer Tuğrul İnançer
Ömer Tuğrul İnançer Dosyası
Sibel Eraslan, “Bugün Ben Bir Güzel Gördüm” başlıklı yazısında Ömer Tuğrul Bey’in toplumsal hayattaki duruşunu “Fanusta, sırça sarayda değil, yaşamın kalbinin attığı yerdeydi konuşmaları ve duruşu.” diyerek açıklıyor. Ekrem Demirli, “Ömer Tuğrul Bey’i Rahmetle Anarken” Mustafa Akar, “İşte Hz. İnsan” başlıklı yazısında, “Yaşamı peygamber telakkisini özetleyen bir ömürdü.” diyerek yaşamındaki hassas noktalara dikkat çekiyor.
- Metin Erol, “Kıdemli Genç: Ömer Tuğrul İnançer”i detaylandırırken Serdar Tuncer “Hû Dede” başlıklı yazısında “O büyüklerinden görmediğini yapmazdı!
- En alelâde meselelerde dahi böyleydi bu.” diyor.
- Haşim Şahin “Kadim Bilgelik Yurduna Yolculuk” başlıklı yazısıyla, İsmail Halis “Muhabbetli Bir Celal, Celâli Bir Muhabbet” başlıklı yazılarıyla Ömer Tuğrul İnançer ile yaptıkları seyahat anılarını yazıyor.
- Ahmet Tezcan “Son Delikanlı”, Cevat Olçok “Dervişin Gelişi de Gidişi de Muhabbet Üzredir”, Yağız Gönüler “Ölmeyen Aşktır, Aşk Olsun” başlıklı yazılarıyla dosyaya katkı sunan diğer isimler oluyor.
Öykü, Deneme
Bu sayıya Şeyma Subaşı “Anılar Defterinde Gül Yaprağı” isimli, Büşra Özkan Yıldız “Kan Parası” isimli öyküleriyle katkı sunuyor.


Dursun Çiçek, “Hikmet Dağı” yazı dizisine devam ederken Erol Göka, “Aile ve Aşk Yazıları” yazı dizisinin ilk yazısını kaleme alıyor. Müslim Coşkun, “Kalbinden Uzak Diyarlara Gitmişsin” başlıklı yazısında “İnsanın hayatı çocukluğunun izlerini taşır.” derken Zeynep Merdan, “O Sadık Tutku” başlıklı yazısında “Her şeyi istemek iştahtır. İştah varsa tutku yoktur.” diyor.
MUHİT, ÖMER TUĞRUL İNANÇER DOSYASIYLA RAFLARDAKİ YERİNİ ALDI
Selim Cerrah, “Nereye Gidiyoruz” başlıklı yazısında amacını kaybetmenin zararlarına odaklanırken Ali K. Metin, “Kapitalizm Kader Değil” başlıklı yazısında kapitalizmle baş etmenin yollarını sıralıyor.
- Mustafa Özçelik, “Su Kasidesi Üzerine Bir Yorum Denemesi”
- Ali Emre, “Kastamonu Şehrengizi’nden: Kuzeyin Yıldızında Ağustos Esintileri”
- Ahmet Edip Başaran, İbrahim Tenekeci’nin son şiir kitabı Tüm Zamanlar’ı yazıyor:
- Tüm Zamanlar bağrı yanık ve yaslı güzel Anadolu’muz için yakılmış bir türküye benziyor daha çok
Soner Karakuş “El-Gafûr”, Kâmil Yeşil “Modernleş-tir-menin Dini: Allah’a Hayır, Tanrı’ya Evet”, Mustafa Muharrem “Şair ve Misyon”, Mustafa Uçurum “Ne Çok Şeytan Var İçimizde” başlıklı yazılarıyla Muhit’in Ekim sayısına katkı sunan diğer isimler.
Sınırlamaları anlayın
Senden isteğim, Filistinimizin her karış toprağında yaşananları doğru bir şekilde kardeşlerimize anlatman.İnsanlar yaşadıklarımızı ne kadar doğru bir biçimde öğrenebilirlerse bu, bizim mücadelemizin başarısını o kadar hızlandıracaktır.Senin yapabileceğin en mühim hareket bu.Seni ve bütün kardeşlerimi canı gönülden kucaklarım.
İnsanına, tarihine, kültürüne dokunduğumuz, onunla bütünleştiğimiz her coğrafya yıldızlara bir adım daha yaklaştırır bizi. Bir başka dilde, bir başka hikâyede var olmak, aynı ruhtan üflenmiş olmanın insanı insana yakın, bir o kadar da şifa kıldığını anlatır bizlere…
Sonuç
İnsanı anladığımız, gönülden gönüle o sarsılmaz köprüyü kurduğumuz müddetçe zamanın akışına karşı durulmayı, dünya gözüyle bir daha göremeyeceklerimizi, uzak ülkedeki yakın buluşmayla teskin ederiz.
Bütün eserleriyle Muhit Kitap’ta yer edinen Zeki Bulduk’un Evlat Babanın Sırrıdır isimli eseri Afganistan’da görevli iken yaşadıkları ve şahitliklerini içeren mektuplardan oluşuyor. Her mektup içinde ayrı bir hikâyeyi, tükenmeye en yakın anlarda umut kıvılcımının insanı ayağa kaldırdığı bir yeryüzünü anlatıyor.
Bir ah duydum, o sesin peşi sıra gittim Afganistan’a. Ölümün vizesinin verildiği, pasaportun son kez tasdik edildiği o ülkede Hacı Ata’yı dinlediğimde gözüm, kulağım, idrakim açıldı. Dilim bağlandı

